EKOSİSTEM

Belli bir bölgede canlı ve cansız öğelerin oluşturduğu sisteme ekosistem denir. Örneğin; Akdeniz Bölgesi, Van Gölü birer ekosistemdir. En büyük ekosistem Dünya’ dır.
Ekosistemleri   kara ve su ekosistemi olarak gruplandırabiliriz. Çöl, orman, çayır, mera, köy karasal ekosistem; dere, nehir, baraj, göl, deniz ise birer su ekosistemidir.
Bir ekosistemin varlığını sürdürebilmesi için, ekosistemdeki canlı ve cansızlar arasında sağlıklı ilişkiler olması gerekir. Ayrıca gerekli olan enerji ve besin  sürekli sağlanmalıdır. 
Ekosistemdeki üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar arasında doğal bir denge vardır. Bu canlı gruplarından biri yok olursa veya aralarındaki denge bozulursa ekosistemdeki diğer canlılar da bundan etkilenir.Örneğin; bir ormandaki ağaçların büyük bir bölümü kesilirse ormanda yaşayan canlılar yok olur. Ekosistemdeki ayrıştırıcılar zarar görürse bitki ve hayvan kalıntıları parçalanamaz. Madde döngüleri aksar ve ekosistemdeki canlılar olumsuz etkilenir. Bir göl veya denizdeki balıklar aşırı avlanarak yok edilirse balıklarla beslenen diğer canlıların sayısı azalır.
Ekosistemlerin kendine özgü fiziksel ve kimyasal özellikleri vardır. Bu duruma orman ve göl ekosistemlerini örnek verebiliriz.

 

Ekosistem, bir alandaki canlı organizmalar ve cansız varlıkların hepsinin birden oluşturduğu sistem.

Organizmalarla cansız çevre elementleri birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde birbirlerine etki yapan organizmalarla, cansız maddelerin bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir.

Ekosistem yaklaşımı, bireysel organizmalar ya da topluluklardan çok tüm alanın işlevlerinin nasıl olduğuyla ilgilenir. Bir alandaki organizmalar ve cansız çevreleriyle olan ilişkilerine bakar. Bir ekosistem, temel olarak abiyotik maddeler, üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılardan oluşur. Ekosistemlerde yaşam, enerji akışı ve besin döngüleriyle sürer. Açık bir sistem olan ekosistemde, enerji ve besin giriş-çıkışı süreklidir.

Bir ekosistemin dört temel bileşeni vardır. Üreticiler ototroflar, tüketiciler (hetotroflar), ayrıştırıcılar (saprofitler) ve doğal çevre. İlk üç bileşen, dördüncü bileşenin oluşturduğu cansız doğa içinde varlıklarını sürdüren canlı yaşamı kapsar. Cansız doğal çevre ile bu çevre içinde yaşamlarını sürdüren canlılar arasındaki ilişkileri ve etkileşimleri inceleyen bilim dalına ekoloji adı verilir.

Ekoloji canlı varlıkların birbirleriyle ve bulundukları ortamla ilişkilerini inceler.

Ekolojik denge ise doğada canlıların kendi aralarındaki ve fiziksel çevreleriyle ilişkilerini sağlıklı gelişmesine imkan tanımasıdır.

Ekosistemdeki her canlı türü çevre koşullarından etkilenir ve kendi yaşam faaliyetleriyle bulunduğu habitatın koşullarını etkiler, değişikliğe uğratır. Öte yandan Biyosferdeki çeşitli ekosistemlere sürekli olarak zehirli maddeler katılmaktadır. Bunların bir kısmı doğadan kaynaklanır. Örneğin bir volkanın faaliyeti sırasında çıkan kükürt gazları çevreye yayılarak bitkilerin gelişmesini engeller. Denizlerde doğal olarak bulunan cıva deniz canlılarında birikerek insan sağlığını besin yoluyla tehdit eder. Orman içinde akan bir dereye dökülen yaprak gibi organik maddeler bu habitatta büyük ölçüde oksijen noksanlığına neden olabilir. Bununla birlikte kirlenme denilince insan müdahalesi sonunda oluşan çevre bozulması anlaşılmaktadır. Böylece ekosistemde canlıların yaşamını ciddi ölçüde etkileyen değişiklikler olmaktadır. İnsan da canlı bir varlık olarak bulunduğu ekosistemin bir parçası olduğu için kendinin neden olduğu değişiklikler başka canlılara olduğu gibi eninde sonunda kendisini de etkilemektedir. Bu değişiklikler bazen insanın o çevrede barınmasını olanaksızlaştıracak boyutlara ulaşır.

Ekosistemlerdeki Koşulların Mevsime Göre Değişmesi

Kara ve su ekosistemlerindeki sıcaklık, ışık, nem, tuzluluk, iklim gibi koşullar değişebilir. Canlılar bu değişmelerden etkilenir.
İklim, ortamın özellerini belirleyen ana öğelerden biridir. İklim, canlıların yeryüzündeki dağılışında önemli rol oynar. Uzun bir zaman aralığı içinde belirli bir bölgede etkin olan atmosfer koşullarına, iklim adı verilir. Kutup bölgelerinden ılıman iklimlere, hatta ekvatordan sıcak ve soğuk akıntılarının bulunduğu okyanuslara kadar bir çok canlı, kendilerine uygun kilim koşullarında dağılmıştır.
Sıcaklık, yağış ve diğer iklimsel etmenler, bitki ve hayvan türlerinin gelişim ve davranış ve dünya üzerindeki dağılışlarını belirler. İklim ve yeryüzü şekilleri karşılıklı etkileşimle yaşamın sürmesi için gereken çevrenin oluşmasını sağlar.
Yeşil alanların azalması volkanik etkinlikler vb. nedenlerle atmosferde artan toz tabakası, ısının azalması, dünyadaki hava olaylarını dolayısı ile iklimi belirler.
Işık, yeryüzündeki enerjinin kaynağını oluşturur. Işığın dalga boyu, şiddeti ve süresi ekosistemler üzerinde önemli etkendir. Işık bitkilerin fotosentez, terleme, çiçeklenme ve çimlenmeleri üzerinde etkilidir.
Sıcaklık, türden türe değiştiği gibi aynı türün gelişim evrelerine bağlı olarak da değişmektedir. Normal metabolik etkinliklerini 0–500 C arasında sürdürebilen canlılar,00C’un çok altında (
-2000C) veya 500C’un çok üzerinde (-1000C) de yaşayabilmektedir.
Hayvanlar dünyası, sıcakkanlı hayvanlar ve soğukkanlı hayvanlar olarak iki gruba ayrılır. Kuş ve memelilerin içinde olduğu sıcakkanlı hayvanlarda vücut ısısı durağandır. Omurgasız hayvanlardan kurbağa ve sürüngenlerin içinde olduğu soğukkanlı hayvanlarda ise vücut ısısı durağan olmayıp çevre sıcaklığına bağlı olarak değişir.
Su canlıların temel yapısını oluşturur. Organizmaların metabolik etkinliklerini sürdürebilmeleri için hücre ve dokularda belli oranda su bulunması gerekir.
Ekin durumdaki canlıların sitoplazmasındaki su oranı genelde %70 ile %90 kadardır. Bu oran kimilerinde %50 ye düşmesine karşın kimilerinde  %98  kadar yükselebilir.
Toprak bitkilerin gelişmesi için gerekli olan su ve mineralleri içerdiği gibi aynı zamanda bitkilerin kökleriyle tutunabilecekleri sağlam bir temeldir.



EKOSİSTEMLER NEDEN DEĞİŞİYOR VE BOZULUYOR

Doğadaki her varlık sürekli bir değişim içindedir. Bu değişimin bir bölümü doğal yollar la bir bölümü de insanların etkisi ile ortaya  çıkar.


a.Doğal Kaynaklı Bozulmalar

Doğal afetler çevrenin bozulmasında etkili olur. Doğal kuvvetlerden gücünü alan depremler, seller, arazi kaymaları, yanardağ ve kuraklık olayları çevrenin değişmesine neden olur. Bu saydığımız doğal afetler aynı zamanda can ve mal kaybına da sebep olur. Ülkemizin %90’nı  deprem kuşağı üzerindedir.
1900 yılından günümüze kadar ülkemizde 16 büyük deprem olmuştur. Bu depremlere 100.000 yakın insan hayatını kaybetmiştir. Deprem sonrası meydana gelen yıkıntı ve moloz yığınları çevre kirliliğine yol açar. Ayrıca, depremin neden olduğu zararları karşılaya bilmek için çok fazla kaynak tüketilmiştir.
Sel felaketinin neden olduğu su baskınları, yerleşim ve tarım alanlarına zarar vermektedir. Büyük yağışlar sonucunda toprak kaymaları ve arazi yapısında değişiklikler görülmektedir. Hindistan ve Pakistan da  görülen muson yağmurları büyük zarar vermektedir. Bütün bu olaylar çevreyi olumsuz etkilemektedir.
 Amerika da her yıl 50–100 bin fırtınanı arasında ortalama 770 kasırga meydana gelir. Meteorologların  kasırga şeridi  dedikleri belirli bir yerde gerçekleşen bu kasırgalar, Teksas’ tan  başlayıp Oklahoma, Kansas, Missouri,  Nebraska ve Güney İllinois ten geçerek  Kuzey Iowo da bitmektedir. Bu kasırgaların çoğu 15–20 dakika sürmektedir. Fırtınanın büyümesine aşırı nemli ortam neden oluyor. Şiddetli fırtınaların büyük bir bölümü ayrı nemlilikteki hava kütlelerinin karşılaştığı yerde doğmaktadır.
Bir bölgedeki su kaynaklarının,  bitki ve özellikle  ekinlerin yetişmesinde yetersiz kaldığı  geçici çoğu zaman felaket niteliği taşıyan  aşırı susuzluk kuraklık olarak adlandırılır. Kuraklık, atmosferden gelen yağışların miktarı buharlaşma ya da başka bir sebeple toprağın yitirdiği su miktarından az olduğu zaman görülür. Şiddetli rüzgârlar, nem derecesinin düşük olması ve sıcaklık bu duruma neden olabilir. Yılın her mevsimini benzer koşullar arasında geçiren bölgelerde kurak mevsimden  söz edilir.
İnsanoğlunu yüzyıllar boyu korkutmuş olan ve zaman zaman büyük yıkımlara yol açan yanardağlar bir takım karmaşık jeolojik olayların ürünüdür. Magma yuvası yer yuvarlağı içinde 10–20 km derinlikte bulunur. Magma üzerinde  basıncın azalması, sıcaklığın düşmesi, kristalleşme gibi etkenler magma içindeki gazların ayrışmasına yol açar. Genleşen gazlar magma yuvasının yanlarını büyük bir güç ile iter. Oluşan yarıklardan dışarı çıkar. Bu gün yeryüzünde yaklaşık 500 etkin yanardağ vardır. Bunlardan duman gaz, kül yada lav püskürür. Türkiye’de ki başlıca sönük yanardağlar; kula dolaylarındaki küçük koniler, Karadağ, Hasan dağı, Erciyes, Nemrut, Süphan, Tendürek ve Ağrı dağıdır.

b.İnsan   Kaynaklı Bozulmalar

1.Aşırı Nüfus Artışının Etkileri


Belirli bir bölgede toplu olarak yaşayan insanlar, o yerin nüfusunu meydana getirirler.
O bölgenin nüfusu, ölüm ve doğumlara göre değişir. Bundan önceki yüzyıllarda ölüm ve doğum oranları birbirine yakın olduğu için Dünya’nın nüfusu fazla artmamıştır.17. yüzyılda Dünya nüfusu 500 milyon civarında iken bu gün 6,5 milyar dolayında olduğu bilinmektedir.
Son yıllardaki tıp ve teknolojik alanlardaki hızlı gelişmeler, insanın refah düzeyini ve ömrünü artırmıştır. Bu olay, nüfus artışında çok etkili olmuştur.
Artan nüfusun ihtiyaçları karşısında, sınırlı olan Dünya’daki doğal kaynaklar hızla tüketilmekte ve yetersiz kalmaktadır. İnsanların giyim, beslenme, barınma ve sosyal ihtiyaçları hızla çoğalmaktadır. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için çok fazla ham madde tüketmek zorunda kalmışlardır. Bu durum ise çevre kirliliğine neden olmaktadır..
Kırsal yerleşim bölgelerinde artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla tarlaya gereksinim duyulmaktadır. Bunun için ormanlık alanlar yakılıp kesilmekte ve meralar tarım alanlarına açılmaktadır. Bu durum, o bölgenin doğal hayat düzenini olumsuz etkilemekte ve çevre sorunlarına neden olmaktadır.
Ayrıca, son yıllarda kırsal kesimden kentlere hızlı göç olayları yaşanmaktadır. Bu durum sosyal ve ekonomik sorunlara neden olduğu gibi plansız, alt yapısız ve kontrolsüz yerleşime neden olmaktadır. Bu olumsuz gelişmeler, çevreyi hızla kirletmektedir.

II. Plansız Sanayileşmenin Etkileri

Toplumun artan ihtiyaçlarını karşılamak için sanayileşmek gereklidir. Çağdaş uygarlık düzeyini yakalayabilmek için tüm toplumların sanayileşmeleri  şarttır. Sanayi tesisleri pahalı yatırımlardır. Sanayi tesislerinin, daha ekonomik üretim yapması ve daha az çevre kirliliğine neden olması için belirli bir bölgede toplanmaları gerekir. Bu şekilde ihtiyaçları daha kolay sağlanır. Bu bölgede meydana gelecek sorunlara, toplu  olarak daha kolay çözümler bulunabilir.
Sanayi tesisleri, toplumun ihtiyaçlarına göre planlanmadan ve gelişi güzel yerlere kurulursa daha büyük sorunlara yol açar. Sanayi kuruluşlarının sıvı, katı  ve  gaz halindeki artıkları çevre kirliliğine neden olur. Sıvı atıklar su kaynaklarına dökülerek biyolojik yaşamı ve tarımı olumsuz etkiler. Su ekosistemi ortamlarına zarar verir.
Kimyasal karakterli katı atıklar ise toprağı kirleterek biyolojik dengenin bozulmasına sebep olur. Katı atıkların atıldıkları çöplük alanlara yağan yağmurlar, buradaki maddeleri çözerek toprağın derinliklerine sızarlar. Böylece, yer altı su kaynaklarının kirliliğine yol açar.
Sanayi tesislerinin bacalarından çıkan kükürt dioksit, karbon dioksit, karbon monoksit  azot oksit ve metan gibi gaz atıklar ise havayı kirletir. Bu zehirli ve zararlı gazlar, atmosfer içinde birikerek yeryüzündeki ısının uzaya yayılmasını engeller. Bu durum, Dünya’nın ısınmasını sağlar. Bu olaya sera etkisi adı verilir. Sera etkisi olayı, ekolojik dengeyi bozarak iklimin değişmesine neden olur. Ayrıca, kükürt dioksit gazı atmosferdeki su buharıyla birleşerek sülfürik asitleri meydana getirir. Oluşan sülfürik asitler yağışlarla yeryüzüne düşer. Asit yağmurları; ormanlara, doğal bitki örtüsüne, su ve karada yaşayan canlılara zararlar verir. Kısacası doğal dengeyi bozar. Ulaşım amacıyla yapılan yol ve liman çalışmaları da çevre tahribatına neden olmaktadır.

III. Doğal Kaynakların Bilinçsiz Kullanımı

Çevre tahribatı ve kirliliğine sebep olan faktörlerden biri de ekonomik sorunların getirdiği faaliyetlerdir. Ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan insanlar, bilinçli ve bilinçsiz olarak çevreye zarar veririler. Aşırı kaynak tüketmek durumunda kalırlar. Tarımla uğraşan insanlar, daha iyi ekonomik koşullara ormanlık bölgeleri yakarak  veya keserek tarım alanları açmaya yönelirler.
Bu ve benzer faaliyetler sonucu ulusal değerlerimiz sayılan ormanlar büyük zarar görür. Plansız kentleşme ve turizm yatırımları  da ormanlarımıza büyük zara verir.
Tarımla uğraşan insanlar, daha çok üretim yapabilmek adına yapay gübreler, kimyasal ve hormonlu ilaçlar kullanmaktadırlar. Anız yakımı, yanlış ekim ve sürüm faaliyetleri de buna eklenerek toprağın yapısını ve ekolojik dengeyi bozar.
Toplum ve bireylerin yaşam düzeyleri, ekonomik kalkınmaya bağlıdır. Ekonomik kalkınma milli gelirle ölçülebilir. Ulusal  kaynakların tüketimi ve çevre tahribatı, milli gelirin düşük olduğu bölgelerde daha sık yaşanır. Çünkü insanlar için yaşam, çevre değerlerinden daha önceliklidir. Isınma, barınma ve beslenme ihtiyaçlarını ucuz bir şekilde karşılamaya çalışırlar. Kalitesiz kömür kullanarak çevreyi kirletirler. Barınma ve beslenme gereksinimleri için de aynı şekilde davranarak daha çok hammadde tüketmek zorunda kalırlar.

EKOSİSTEDEKİ BOZULMALAR NELERİ DOĞURUR?

Bilinçli ve de bilinçsiz çevreye verilen zararlar tabiattaki bazı varlıkların azalmasına neden olur. Buna bağlı olarak madde döngü gerçekleşemez. Bu nedenle doğa enerjisiz kalır. Enerjinin olmadığı bir ortamda  hiçbir şey gerçekleşmez.
Ekosistem ortamında  meydana gelen ekolojik denge bozulmaları aşağıda belirtilen olumsuz sonuçlara yol açar.

1.   Dünya’ nın Coğrafyası Ve İklimi Değişir

Biyolojik zenginlik, doğanın yapısına bağlı olarak değişir. Bir çöl ortamı ile orman veya göl ortamlarındaki biyolojik zenginlikler yanı değildir. Her ortamın kendine özgü iklimi, sıcaklığı, nem oranı, ışık ve tuzluluk gibi yapısal farklılıkları vardır. Bu yapısal farklılıklara bağlı olarak biyolojik canlı türleri de değişir. Doğadaki canlı varlıklar, çevrenin iklimi üzerinde etkili olurlar. Sıcaklık, nem, ışık ve yağış olaylarının meydana gelmesinde katkıda bulunurlar.
Bir ekosistem ortamındaki bozulmalar, kendiliğinden o bölgenin iklimini değiştirir. Bu durum ise biyolojik dengeyi etkiler. Canlıların tür ve sayılarının azalmasına veya çoğalmasına neden olurlar. İklimdeki bu değişmeler, yeryüzü şekilleri ile üretim-tüketim ilişkilerini değiştirir. Ormanların yok edilmesi sonucunda o bölge hızla çölleşir. Yağış ve nem azalırken sıcaklık artar. Bir gölün kuruması sırasında buna benzer olaylar meydana gelir. Bütün bu olaylar, o bölgenin coğrafi yapısının değişmesine neden olur.

2.Erozyon Toprakları Bitirir


Toprak, bir ülkenin en önemli zenginlik kaynağıdır. Bitkisel ürünlerin yetiştiği toprak aynı zamanda hayvanlara da barınaklık eder. Toprak, bütün canlıların besin kaynağı sayılır.
Toprağın su ve rüzgâr gücüyle denizlere taşınması olayına erozyon denir. Toprak, bitki örtüsü bakımından zengin olursa erozyona uğramaz. Çünkü bu alanlardaki su ve rüzgarın etkisi kontrollüdür. Bitki örtüsü ve toprak birbirini korur. Bitki örtüsü, yağışlara karşı toprağın aşınmasını önler. Toprak da bitki örtüsüne tutunarak sürüklenmez. Kısacası, toprak ve bitki örtüsü bir bütünün iki ayrı parçası bibidir. Birinin yokluğu, diğerinin de yok olmasına neden olur.
Göl ve orman alanlarındaki biyolojik denge bozulduğu zaman, yoğun bitki örtüsü giderek azalır. Buna bağlı olarak da toprağın erozyonu hızlanır. Çünkü toprağı koruyan faktörler eksilmiştir. Bunlar ile birlikte yanlış sürüm, uygun olmayan ekim, kimyasal atık ve tarım ilaçları, yapay gübreleme vb. etkiler toprağı verimsizleştirmektedir. Verisiz topraklar ise üzerindeki bitki örtüsünü besleyememektedir. Bitki örtüsü olmayan topraklar korumasız kalırlar. Dolayısıyla erozyona uğrarlar.
Toprak kaybı, ulusal bir kayıptır. Verimli olan bu toprakları, doğa elimizden almaktadır. Çevre tahribatına neden olan insanlar, farkında olmadan geleceğimizi de yok etmektedirler. Toprak kaybı, telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olur. Toprak kaybı ile biyolojik zenginliklerimiz de kaybedilmektedir.

3.Su Kaynakları Azalır ve Kurur

Ekosistem ortamlarındaki bozulması sonucunda su kaynakları  da giderek azalır ve kurur. Bir orman ekosistemi bozulduğu zaman, o bölge eskisi gibi düzenli yağış alamaz. Buna bağlı olarak ta su havzaları beslenemez. Suyla beslenemeyen havzalar da yer altı su kaynaklarını oluşturamaz. Böylece o ortamlardaki su kaynakları  kurumaya başlar.
Asya kıtasındaki Aral gölünü besleyen nehirler, sulama ve enerji elde etme amaçlı kullanılınca, göl kurumaya başlamıştır. Doğal olarak göl ve çevresi hızla çölleşmiştir. Bu olaya bağlı olarak ekolojik denge değişmiş ve biyolojik zenginlik azalmıştır.

4.Enerji Kıtlığı Başlar

Bir ekosistemde bulunan canlılar, karşılıklı yarar ve çıkar ilişkileri içinde yaşarlar. Bu canlıları bir arada bulunuş nedenleri, birbirlerine olan ihtiyaçlarından ileri gelmektedir. Birinin varlığı, diğerinin yaşamasına bağlıdır. Besin maddeleri canlıların enerji kaynağıdır. Enerji olmada hiçbir canlının yaşaması mümkün değildir. Canlılar, enerji ihtiyaçlarını beslenerek karşılarlar. Bu nedenle, her canlı beslenebileceği bir ortamda yaşar.
Ekosistem ortamı çeşitli etkilerle bozulmaya başlayınca, o ortamın biyolojik dengesi de bozulur. Buna bağlı olarak canlı sayısı da azalarak yok olmaya başlar. Canlı sayısındaki azalma ise o ortamın beslenmesini zorlaştırarak enerji kıtlığına neden olur.


5.Biyolojik Çeşitlilik Azalır-Beslenme Sorunu Doğar

Bozulan ekosistem ortamlarında bazı canlı türleri azalarak yok olur. Ölen canlılarla beslenen canlı türleri de bundan olumsuz etkilenerek azalırlar. Kısacası besin zinciri halkasını oluşturan bütün canlılar olumsuz olarak etkilenirler.
Beslenme sorununa bağlı olarak biyolojik çeşitlilik de azalır.   

BİLİNÇLİ BİR ÇEVRE DOSTU OLARAK NEREYİ NEYİ NİÇİN NASIL
KORUYALIM?

İnsanlar  doğanın bir parçası veya elemanıdır. Ne yazık ki, doğanın en bilinçli varlığı olan insan aynı zamanda en kirletici varlıktır.
Doğanın kirlenmesi kaçınılmaz mıdır? Hızla artan insan nüfusunun  ihtiyaçlarını karşılamak için sanayileşmek gerekir. Bu doğru bir tezdir. Ancak, sanayileşmek çevreyi kirletmek değildir. Toplumlar olarak neyi, ne kadar, nasıl ve niçin yanıtlayarak sanayileşirsek, çevreyi kirletmeden de barış içinde yaşayabiliriz.
Ekosistem ortamları bozulduğu zaman bütün canlılar gibi insan da olumsuz etkilenir.
İnsan, çevre ve doğa ile diğer canlılar gibi barışık yaşamak zorundadır. Aksi halde, kendi bindiği dalı kesmiş olur. Doğada bizden başka canlıların da yaşadığını  ve onların da bizim gibi yaşama haklarının olduğu unutulmamalıdır.
Unutmayalım ki, biz ve diğer varlıklar mavi gezegen içinde birlikte yolculuk yapıyoruz. Mavi gezegenimiz devrilir veya kaza yaparsa, içindeki tüm varlıklar bundan zarar görür. Doğa, içinde barındırdığı bütün varlıklara aittir.
Herkes iyi bir çevre dostu olabilir. Bunun için fazla bir gayrete de gerek yoktur. Sadece şuna inanılması yeter. “SİZE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİZ BİR EYLEMİ SİZ DE BAŞKALARINA YAPMAYINIZ.” Daha temiz bir dünya ve yaşanabilir bir çevre için şu önlemleri almalıyız.

1.Sanayi Yapılaşmasında Çevresel Önlemleri Önceden Alalım


Sanayileşme, uygarlık yolunda ilerleyebilmemiz ve artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilmemiz için gerekli ve şarttır. Doğayı en fazla kirleten ünitelerin başında sanayi kuruluşları gelir. Sanayi kuruluşları, pahalı yatırım tesisleridir.
Sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeler adını verdiğimiz alanlarda toplanmalıdır. Bu alanlarda toplanmış sanayi kuruluşları;
a) Alt ve üst yapısal ortak ihtiyaçları,
b) Enerji ihtiyaçları,
c) Birbirleriyle etkileşimi ve hammadde alışverişleri,
ç) Kirliliğin bir bölgede toplanmış olması ve çözümlere ortak katkı sağlaması,
d) Denetlenme kontrol ve güvenlik emniyeti,
   e) Ulaşım, örgütlenme, bilgilenme, verimlilik, teknolojik gelişmeyi takip etme vb. gibi faydalardan yararlanma avantajına sahip olurlar.
Ortak alanlarda toplanmış sanayi kuruluşlarının yol açtığı sıvı, katı ve gaz kirlilikleri tek merkezlerde toplanarak ortak tesislerde arıtılması daha kolay ve ucuz olur. Bu sayede çevre daha az kirlenmiş olacaktır

2.   Türlerin Yaşadıkları Ortam İçinde Devamlılıklarını Sağlayalım


Ekolojik dengenin bozulması, kimi türleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya getirmiştir. Yapay göller, akarsular, havuzlar, parklar ve ormanlar oluşturarak bu türleri yok olmaktan kurtarmalıyız. Dünyada ve ülkemizde bu yönde çalışmalar yapılmaktadır. Birtakım kuş ve balık türlerinin sürekliliğini sağlamak için yapay ortamlar sağlanmıştır. Ancak türlerin sürekliliği yaşadıkları ortam içinde sağlanmalıdır.
Organizmanın enerji ve madde alışverişi; gaz, sıvı ve katı ortamda olmaktadır. Bu ortamdaki nitelik değişmeleri bir ekosistem içindeki enerji üretiminin kullanımını olumsuz etkiler.
Sağlıklı bir ekosistemde üretilen enerji, üretici olan bitkilerden birincil tüketicilere bunlardan ikincil tüketicilere geçer ve türlü ara değerleri de bulunan düzeyler oluşturur. Bu düzeyler, sağlıklı bir ekosistemde tabanda bitkilerin tepede ise etoburların bulunduğu bir piramit oluşturur.
Besin piramidinde yırtıcılar diğer canlılara egemen durumda görünmektedir. Zekâ, beceri ve fiziksel güç yönünden yırtıcıların egemenliği geçerlidir. Ancak durum bağımlılık açısından değerlendirildiğinde bambaşka bir görünüm kazanmaktadır.

3.   Bilinçli Tarımla Toprağı Koruyalım

İnsanların çevrelerine olan olumsuz etkilerinden biride toprak kirliliğidir. Toprağa bırakılan zararlı ve artık maddelerle toprağın özelliklerinin bozulmasına toprak kirliliği denir. Ev ve sanayi artıklarının toprağa atılması kirlenmeye neden olmaktadır. Örneğin; ev artıklarından oluşan çöpler önemli ölçüde toprak kirliliğine yol açar.
Tarımda aşırı ölçüde kullanılan ilaçlar ve gübreler toprağı kirletir. Kirlenen toprakta yetişen sebze ve meyvelerin insanlara ve hayvanlara zararı olur.
Hızlı nüfus artışı da toprak kirliliğinin nedenlerindendir. Artan nüfusla birlikte insanların, besin ve konut gereksinimleri de artmaktadır. Kırsal alanlardan  göç eden insanların sayısı arttıkça sanayiinin hızla geliştiği şehirlerde, sanayi artıklarının toprağa karışması toprak kirliliğine neden olmaktadır.         
Yerleşim yada sanayileşme amacıyla yeşil alanların yıkıma uğratılması, tarımda kullanılan kimyasal gübreler ve tarımsal ilaçlar toprağı kirletir.
Toprak kirliliğini önlemek için dikkat edilmesi gereken konular şunlardır:
•   Verimli tarım alanlarını sanayi kuruluşları ve yerleşim birimleri kurulmamalıdır.
•   Nükleer santraller toprağa zarar vermeyecek yerlere kurulmalıdır.
•   Ambalaj sanayisinde karton ve cam gibi yeniden kullanılabilir maddeler seçilmelidir.
•   Toprağın yanlış sulama ve işlenmesi önlenmelidir.
•   Ev sanayi artıkları toprağa zarar vermeyecek biçimde toplanmalı ve yok edilmelidir.
•   Ormanlık ve otlak alanlarının çoğaltılmasına ve korunmasına önem verilmelidir.
•   Sanayi artıklarının arıtılmasına önem verilmelidir.
•   Ormanların ve yeşil alanların korunması ile ağaç sevgisi konularında toplum eğitilmelidir.


4.Yok Etmeden Ağaç Dikelim

Çevreyi korumak için görüş ve öneriler devri kapanmıştır. Artık aktif eylem dönemi başlamıştır. Bilimsel verilere göre, toplumumuzdaki anlayış böyle devam ederse, ülkemiz 50 yıl sonra çölleşecektir. Unutmayalım ki bir teoriye “atalarımızın Orta Asya’dan göç nedeni, ekolojik dengenin bozularak çölleşmesidir” denilmektedir.
İnsan diğer varlıklara göre çevresine katkı sağlayabilen bir varlıktır. Doğayı koruma yalnızca devletin tek başına başarabileceği bir iş değildir. Devletin gönüllü sivil toplum örgütlerinin ve bireylerin birlikte çalışmasıyla elde edilir. Devletin ve TEMA gibi kuruluşların  çalışmaları desteklenmeli ve  bu örgütler kendi içinde örgütlenmelidir.
Meralar ve kamuya ait araziler özelliklerine göre ağaçlandırılmalıdır. Ağaçlandırma çalışmaları desteklenmeli, ödül verilmeli ve özendirilmelidir. Özel ve resmi ormanların kurulması teşvik edilmelidir. Ormanların korunması ile ilgili ağır ve caydırıcı hükümler içeren yasalar getirilmelidir.

5.Suları ve Su Kaynaklarını Kirletmeyelim

Su ortamı canlıların yaşamasını kolaylaştırır. Çünkü su ortamında yaşayan canlılar ısınma ve barınma gibi sorunları yoktur. Biyolojik çeşitlilikte ayrı bir avantajdır. Dünyamızda ilk canlı hayatın başladığı ortamın su olduğu kabul edilmektedir. Kısacası, su kaynakları canlılar için çok elverişli bir ortamdır.
Su kaynakları kirlendiği zaman, içinde yaşayan canlılar olumsuz etkilenir.
Buna bağlı olarak ekolojik denge de bozulur. Dünyanın en güzel koylarından olan Haliç’in, İzmir ve İzmit Körfezleri ile Manyas Kuş Gölü ve Porsuk çaylarının  kirlenmeleri, çevrenin ve toplumun sağlığını olumsuz etkilemiştir. Bu saydığımız kirlilikler, onarılması güç maddi ve manevi zararlarına neden olmuştur. Şimdi yapılan temizleme çalışmaları ise ayrı bir kaynak israfını oluşturmaktadır. Doğal hayatın bozulmaması için su kaynaklarının kirletilmemesi gerekir. Bunun için:
a)   Evsel  ve endüstriyel  artık suları arıtma tesislerinde zararsız hale getirilmeli,
b)   Temizlik ve sulamada su tasarruf edilerek kullanmalı,
c)   Deterjan yerine sabun tozu kullanılmalı,
d)   Tarımsal alanda kullanılan gübre ve tarım ilaçları fazla kullanılmamalı,
e)   Çevre ağaçlandırılmalı var olan yeşillikler korunmalı,
f)   Su kaynaklarına yakın yerlere ve havzalara yerleşim izni verilmemelidir.

6.Geri Dönüşüm Ürünleri Kullanalım

Doğal kaynaklar bozulduğunda yeniden yerine konulması uzun yıllar alır. Bu nedenle, ülkenin ekonomik kalkınmasının temel desteği olan doğal kaynakların kullanılmasına özen gösterilmelidir. Gelecek kuşaklara temiz bir çevre bırakmak için doğal kaynaklar ölçülü, dengeli ve geri kazanımlı kullanılmalı ve savurganlık önlenmelidir. Örneğin kağıt üretimi amacıyla yeşil örtünün yıkıma uğratılması yanlış bir davranıştır. Kullanılan kağıtların biriktirilip işlenmesi ekonomiye katkı sağlar. Böylece ormanların yok olması da önlenmiş olur.
Doğal dengenin korunması, toplumun bireylerini yakından ilgilendiren en önemli görevlerden biridir. Bu nedenle doğal dengeyi bozmayacak biçimde bilinçli bir üretici ve tüketici olmanın önemi bütün bireylere benimsetilmelidir.

7.Tüketim Maddelerini Geri Dönüşümü Sağlayacak Şekilde Değerlendirelim

Kaynak ve hammadde tüketimi, sanayi ünitelerinde bir dizi işlemler sonucu olduğundan beraberinde çevre kirliliği de oluşur.
Çevre sorunlarının en az seviyede yaşanması için geri dönüşümlü ürünlere ağırlık verilmesi gerekir. Bunun için ulusal düzeyde bir çalışma politikası oluşturulması gerekir. Çöpe atılan bazı artıklar kısa zamanda toprağa karışarak doğayı kirletmezler. Ancak cam, pet şişe ve içecek kutuları çok uzun zaman aralıklarında geri dönüşüm yapabilirler. İşte bu maddeler torak ve çevreyi kirletirler. Toprak kirliliğine neden olan maddeleri geri dönüşüm yoluyla tekrar kazanabiliriz.

8. Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Kullanılabilirliğini Arttıralım

Kullandıkça azalan ve bir süre sonra biten enerji türleri yenilenemeyen enerjilerdir. Bunların başında kömür, petrol ve doğal gaz gelmektedir.
Hava, güneş, rüzgar, su, toprak, bitki ve hayvanlar ise doğada sürekli olarak bulunur. Bu tür doğal kaynaklar bir kez kullanımla tükenmez. Güneşin varlığına bağlı olarak bu enerjiler sürekli dolaşım durumundadır. Bu kaynaklara, yenilenebilir enerji kayakları denir.
Fosil yakıtlar günümüzde en çok kullanılan yakıtlardır. Ancak fosil yakıtların yeniden oluşumu çok uzun zaman alır. Bu yakıtlar yakın bir gelecekte tükenecektir. Bu nedenle fosil yakıtlar yenilenebilir enerji değildir.
Su, rüzgar ve güneş enerjisi gibi kaynakların kullanımı çevre kirliliğine neden olmaz. Yenilenebilir enerjiden yaralanmak daha akılcıdır. Geleceğimizin güvencesi yenilenebilir enerji kaynaklarıdır.

9.Yenilenemez Enerji Kaynakları İçin Önlem Alalım


Bu gün kullandığımız enerjini büyük bölümünü yenilenemez enerji kaynaklarına dayalı termik santrallerden elde ederiz. Yenilenebilir enerji kayakları, bu enerji kaynaklarına alternatif haline gelinceye kadar bunları kullanmak durumundayız.
Termik santraller hava, su ve toprağın kirlenmesinde etkili olurlar. Bacalarında çıkan kükürt dioksit karbon dioksit ve azot oksitlerle havayı kirletirler kükürt dioksit gazları havadaki su buharı ile birleşerek sülfürik asidi oluşturur. Meydana gelen asit yağışlarla  yeryüzüne düşerek su ve toprağın kirlenmesine neden olur. Bunun için şunları yapmalıyız:
a)   Kükürt oranı yüksek olan kömürler yerine kalorisi yüksek olan kömürler kullanılmalı,
b)   Havaya ve suya karışan artıklar arıtma tesislerinde filtre edilmeli,
c)   Yakın su kaynaklarına boşaltılacak sıvı atıklar soğutulmalı,
d)   Yana kömürlerin cürufları yol vb. inşaatlarda kullanılmalı.

10. Kullandığımız Her Şeyde Tutumlu Olalım

 Kullandığımız enerji kaynaklarının sınırlı olduğu ve bir gün tükeneceği bilinmektedir. Bu nedenle enerji kaynaklarını artırımlı kullanmalıyız
Enerji tasarrufu yaparsak daha az enerjiye ihtiyaç duyarız. Böylece enerji üretiminin çevreye verdiği zararları da azaltmış oluruz. Enerjinin verimli kullanılması, önemli çevre sorunlarının çözülmesi için en kolay ve en ucuz yöntemdir.
Enerjinin verimli kullanımına evlerden başlamalıyız. Binaların çoğunda ısı yalıtımı yetersizdir. Bu binalarda ısı yitimi çok olur. Çift cam kullanılması, çatıların yalıtımı, duvarların dışı ve içi arasına yalıtkan konulması, zemine tahta veya kalın halı döşenmesi ısı yitimini azaltır. Bu önlemler okul, iş yeri ve diğer binalarda da uygulanabilir.
Verimli bir ısıtma sisteminin uygulanması da ısı yitimini azaltır. Isıtma araçlarının da enerjiyi verimli kullanabilir özellikte olması çok önemlidir. Isınmanın yanı sıra enerji kullanırken de verimliliğe önem vermeliyiz. Kullanmadığımız ampulleri söndürmeliyiz. Fırın, buzdolabı, ütü, bulaşık makinesi gibi elektrikli aletleri artırımlı kullanmalıyız. Bu aletleri satın alırken verimliliği yüksek olanları yeğlemeliyiz.
Motorlu taşıtlarda da verimli enerji kullanımına özen göstermeliyiz. Bu araçları yerine ve zamanına göre kullanmalıyız. Elden geldiğince toplu taşıma araçları ile yolculuk etmeliyiyiz. Otomobil alırken yakıt artırımı olanları yeğlemeliyiz.
Yaşantımızın her alanında enerjiyi artırımlı kullanmalıyız. Böylece hem enerji kaynakları tükenmez hem de çevre kirliliği olmaz..

11. Bu Konularda Her Yaş Grubunun Bilgilendirilmesi Ve Eğitimine Önem Verilmesi

İnsanların doğayı kötü kullanmaları,  dünya ölçeğinde bir çevre bunalımının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Gelecekte içinde yaşmak istediğimiz çevreye iliş kin seçenekler önümüzde durmaktadır. Tüm canlıların ve dünyanın geleceği doğru yapacağımız doğru seçim bağlıdır. Bu seçim şudur: doğal döngüleri anlayıp kendimizi onlara uydurmak ve doğayla uyum içinde yaşamak. Zaman yitirmeden çözüm bekleyen çevre sorunlarının giderilmesi için önlemler almalıyız.
Önümüzde duran önemli sorunlar şunlardır: toprak erozyonu, yağmur ormanı kıyımı, asit yağmuru ve diğer kirlenme biçimleri, doğal yaşam alanlarının yok olması, ozon tabakasının incelmesi, sera etkisi ve doğal kaynakların savurganlığı.
Öncelikle bu sorunlar çok iyi belirlenmelidir. Daha sonra bu sorunlar bütün insanlara ayrıntılı olarak anlatılmalıdır. Bugün önümüzde duran sorunlara çözüm getirmezsek ve önlemler almazsak yarın daha büyük yıkımlarla karşılaşacağımızı açıklamalıyız. Bu konuda kamu yöneticilerine ve eğiticilerine önemli görevler düşmektedir. Çocuk, genç, orta yaşlı ve yaşlı herkesin çevre sorunlarına karşı bilinçli olması gerekir. Özellikle çocuklarda ve gençlerde eğitime ağırlık verilmelidir. Yalnızca çevre konusunun ders kitaplarına konması yeterli değildir. Bu sorunların gezi ve gözlemlerle uygulamalı olarak işlenmesi gerekir. Sivil toplum örgütlerinden ve kamu kuruluşlarından çevre sorunlarının çözümünde katkı sağlamalıdır. Paneller, açık oturumlar, konferanslar ve kampanyalar düzenlenerek bütün insanlarda çevre bilinci oluşturulmalıdır.
Doğaya saygılı olmak bugün eskisinden çok daha önem taşımaktadır. Bunu yalnızca doğa bizim su, hava , besin gibi temel besinlerimizi karşıladığı için değil , onun da var olmaya hakkı olduğu için yapmalıyız. Doğanın dışında ya da üstünde olmadığımız, dünyadaki diğer varlıklar gibi bizim de yalnız onun bir parçası olduğumuzu düşünmeliyiz.

12. Sürdürülebilir Kalkınmayı  Esas Alalım

Kalkınmayı  genel anlamda ekonomideki büyüme ve gelişme olarak tanımlayabiliriz. Sürdürülebilir kalkınma ise doğal kaynaklar tüketilmeden ve çevre yıkımına neden olmadan yapılan kalkınmadır.
Sürdürülebilir kalkınmada esas amaç, doğa ve çevre ile barışık yaşamaktır. Yani, doğal çevrenin yapısını bozmadan en iyi şekilde yararlanmaktır.
Kalkınmanın amacı toplumun ihtiyaçlarını ve beklentilerini belirleyerek üretim ve tüketim dengelerini planlamaktır. Kalkınmanın sağlıklı bir biçimde gerçekleşebilmesi için nüfus ve aile planlanması şarttır. Sanayileşmiş ülkeler ölüm ve doğum oranını ayarlayarak ekonomik ve sosyal yönden gelişmiştir.
Sürdürülebilir kalkınmanın temel esaslarından biride yenilenebilir kaynakları kullanmaktır. Bunun için yenilenebilir kaynaklara ve geri dönüşümlü ürünlere yönelmek gerekir. Bazı enerji ve hammadde kaynakları  kısa zamanda yenilenemez. Uzun sürede yenilenebilir. Örneğin; ihtiyaçlarımızı karşılamak için kesilen ağaçların yerine hemen yenileri dikilmelidir. Bu sayede ormanlar kendilerini yeniler ve denge sağlanır.
Sürdürülebilir kalkınmayı sürekli hale getirmek için doğal kaynaklarımızı verimli ve yerinde kullanmamız gerekir. Doğal kaynaklarımız bitmez ve tükenmez değerler değildirler. Doğal kaynaklarımız kısa vadeli avantaj elde etmek yerine, uzun vadeli çıkarlara dayanmalıdır. Örneğin; sadece ulaşım ve diğer avantajlar nedeniyle verimli topraklar üzerine sanayi tesisleri yapılmamalıdır. Bunun için verimsiz topraklar seçilmelidir.
13. Sorunların Çözümlerinde Bilimsel Yaklaşımı  Kullanalım
Çevremizdeki ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmeleri ile ülkemizin durumu kıyaslandığında, daha ilerde olduğumuz görülür. Üstelik petrol gibi yer altı kaynaklarına sahip olmamasına rağmen. Petrol kaynaklarına sahip olmak, kalkınmak için çok önemli bir varlıktır. Çünkü kalkınmanın temelinde enerji vardır.
Komşu ülkelerimizden ekonomik ve sosyal olarak önde olmamızın nedeni; Atatürkçü düşüncenin topluma yerleşmiş olmasındandır. Atatürkçü düşüncenin temeli, akıl ve bilimsel yaklaşıma dayanır. Büyük önder Atatürk, ülkemizin gerçeklerini görerek bilimsel yaklaşımları esas almıştır. En önemli kaynağın insan olduğuna inanmış ve kalifiye insan eğitimine ağırlık vermiştir. Bilimsel amaçla yurt dışına gönderdiği insanlardan yararlanarak ülkemizin kalkınmasını amaçlamıştır. Ülkemiz, kalkınmakta olan ülkeler arasında yer almaktadır. Ekonomi, kültür, sanat, bilim, siyaset ve spor alanında önemli bir yerde bulunmaktadır. Bu duruma Atatürk sayesinde ulaştığımız bir gerçektir.
Bilimsel yöntem ve yaklaşımlar, doğanın yasaları ile uyum içinde olurlar. Bilimsel yaklaşım doğa ve tabiat olaylarını düzenli bir şekilde açıklar. Doğa yasalarını açıklayan bilim, aynı zamanda doğal bozulmaları da açıklar. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için kaynakların tüketimi kaçınılmazdır. Bu doğru bir tezdir. Ancak kaynakları gelişi güzel ve kısa vadeli çıkarlar yerine, uzun vadeli çıkarlara yönelik planlama yaparak kullanmak gerekir. Doğal kaynakları kullanırken niçin, ne kadar, ve nasıl sorularını yanıtlayarak planlamamız gerekir. Bu yaklaşım tarzı, bilimsel düşünce tarzıdır. Bilimsel yaklaşım; sorumluluk, yetki, hak, ödev ve toplumsal ahlak bilinci ile hareket etmemizi ve davranmamızı esas alır.
Çevre ve toplumsal sorunların çözümünde, Atatürkçü yaklaşımı ve onun ülkemize kazandırdığı bilimsel kuruluşların açıklamalarına göre davranmamız en etkili çözüm olacaktır.

 

Besin zincirine örnekler:
1- Ot, fare, tilki, dağ aslanı (üç üyeli bir zincir)
2- Ot, çekirge, kurbağa, yılan, atmaca (dört üyeli bir zincir)
3- Yonca, dana, insan, (üç üyeli bir zincir)
İnsan genellikle besin zincirinin son halkasıdır. Tabiatta birçok küçük besin zinciri birbiri içine geçmiş durumdadır. İç içe geçmiş besin zincirlerinin tümüne besin ağı denir. Besin zinciri veya besin ağını oluşturan canlılar arasında bir denge vardır. Herhangi bir basamaktaki bir değişim hayvan populaşyonları arasındaki dengeyi bozar ve herhangi bir basamaktaki değişimi onun üzerindeki veya onunla beslenen basamağı etkiler, değişimlere hatta açlıktan ölüme sebep olur. Örneğin; fareler ortadan kalktığında bunla beslenen yılan, tilki çakal, yırtıcı kuşlar, baykuş gibi hayvanlar açlıktan ölür. Veya tersi bir durumda, ortamdaki yılın, tilki, çakal yırtıcı kuşlar, başkuş gibi hayvanlar ortamdan kaldırılırsa köyler ve kentler fare istilasına uğrar (Üç sene önceki Samsun ve Muğla’daki sıçan istilası gibi). Fare ve sıçanların çoğalmasıyla tarladaki sebzeye, meyveye verilen zarar arttığı gibi, veba, kuduz, tularemi, beyin zarı iltihaplanması, kolera, kanamalı sarılık gibi birçok hastalıkların yayılmasına sebep olur.
Kısacası zincirin bozulması, türlerden birinin azalmasına diğerinin çoğalmasına sebep olur. Bu dengenin bozulması ise besin ağının son halkası olan insanı her yönden etkiler ve insan soyunun geleceğini tehdit ederek, sonunda insan soyu da ortadan kalkabilir.

BİYOLOJİK ÇEVRE


Ekosferde yaşayan canlı türlerinin işlevlerine göre üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olmak üzere 3 gruba ayrıldığını belirtmiştik. Biyolojik çevremizle ilgili bazı terimlerin anlamlarından bahsedelim.
Populasyon : Populasyon, belli bir bölgede yaşayan, aynı türden bireylerin oluşturduğu topluluktur.
Komünite : Ekosistemlerdeki yaşama birliğidir. Örneğin; bir adada yaşayan bütün bitki ve hayvan türleri o bölgede komünite oluşturur.
Habitat : Belli bir türün yaşadığı bölgedir.
Ekolojik Niş : Organizmanın uyum gösterdiği cansız ve biyolojik koşulların bütünüdür.
Ekosfer : Canlı ve cansız öğelerden oluşur. Canlı öğeler; kendi aralarında üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak cansız öğeler ise; inorganik ve organik maddeler, fiziksel koşullar olarak ayrılır.

EKOSİSTEMLERDE BESİN VE ENERJİ İLİŞKİLERİ

Ekosistemdeki enerjinin birincil kaynağı güneştir. Bitkiler tarafından üretilen enerji önce otoburlara oradan da etoburlara geçer (Bkz. Enerji Akışı).
Doğada varolan enerji, beslenme ilişkileri ve diğer ekolojik ilişkilerle, biçim ve yer değiştirerek sürekli yenilenir, asla kaybolmaz.

DOĞA GEÇİMİN POTANSİYELİ (KAPASİTESİ)

Beslenme İlişkileri
Organizmaların beslenme ilişkileri her zaman bir organizmanın diğerini besin kaynağı olarak kullanması biçiminde görülmez. Değişik türden canlılar, herhangi bir besin kaynağını elde etmek için yarışabilirler. Bu olaya, “ekolojik rekabet” denir. Otobur hayvanların belli bir bölgedeki ot varlığı için rekabet etmesi örnek verilebilir.
Canlılar arasındaki beslenme ilişkilerinin her zaman düşmanca olduğu düşünülmemelidir. Bazen iki ayrı tür biraraya gelerek ortaklık kurabilir. Ekoloji biliminde bu olaya “simbiyoz yaşam” denir. Bunun ilginç örneği, kaya ve taşların üzerinde yaşayan likenler verilebilir (Mantar ve alg ortaklığı).
Beslenme ilişkileri, aynı tür canlılar arasında da görülür. Bu ilişki, bir arada beslenme, besin yerini birbirlerine bildirme ya da tersi olarak besin içi birbirleriyle savaşma şeklinde kendini gösterir.

ENERJİ AKIŞI

Her ekosistemde temel üreticiler, güneş enerjisini fotosentez yoluyla kimyasal enerjiye dönüştürürler. Bitki dokularında organik madde olarak depolanan bu enerjinin bir kısmı, bitkilerin yaşamları için kullanılır, diğer kısmı beslenme yoluyla otobur hayvanların vücuduna geçer. Onlar da besin yoluyla aldıkları bu enerjinin bir kısmı kendi yaşamları için kullanılır; kalan kısmı, otobur hayvanları yiyen etobur hayvanlara aktarılır. Böylece, son tüketicilere doğru sürekli ve tek yönlü bir enerji akışı sağlanır.


BESİN ZİNCİRİ

Bitkilerde birincil net üretim biçiminde biriken kimyasal enerji, beslenme yoluyla bir hayvandan diğerine zincirleme olarak geçer. Bu geçiş sırasında bitkiyi oluşturan organik maddelerle inorganik maddeler, onları yiyen hayvanlara aktarılmış olur. Böylece, ekolojide besin zinciri ortaya çıkar. Bitkiler, otobur ve etobur hayvanlar besin zincirinin halkalarını oluştururlar.
Etobur hayvanlar
Otobur hayvanlar
Bitkiler

MADDELERİN DEVİR DAİMİ

Ekosistem içindeki yeşil bitkilerin üreticiler olduğunu belirtmiştik. Bitkileri yiyen hayvanlar (otoburlar) birincil tüketicilerdir (tavşan, zürafa... gibi). Bunlar bitkisel maddeyi hayvansal maddelere dönüştürürler. Birincil tüketiciler, ikincil tüketiciler (etoburlar) tarafından yenir ve bunların da bazen üçüncül bir tüketici (aslan, kaplan...vb.) tarafından yendiği olur. Bu tür besin zinciri hiçbir etobur tarafından yenmeyen etoburla son bulur. Zincirin her bağlantısı yiyecek düzeyi olarak bilinir. Bir canlı her zaman bir yiyecek düzeyine bağlı olmayabilir. Örneğin; insanlar bitki yedikleri zaman birincil tüketicilerin yiyecek düzeyine bağlı olurken, et yedikleri zaman ikincil tüketici olurlar.
Ölmüş bitki ve hayvan artıklarının yapısındaki organik maddeleri parçalayarak toprağa karışmasını sağlayan canlılara indirgeyici (ayrıştırıcı) denir. İndirgeyiciler, organik maddeleri ayrıştırarak inorganik maddelere dönüştürürler. İnorganik maddeler de toprak aracılığıyla bitkiler tarafından alınarak organik maddelere çevrilirler.
Besin Ağı
Besin ağı, besin zinciri kavramının doğadaki beslenme ilişkilerini daha gerçekçi olarak gösterebilmek amacıyla genişletilmiş biçimidir.
Besin Zinciri ve Besin Ağının Bazı Kuralları
1. Avcı hayvanın boyca büyük olması ona avantaj sağlar.
2. Avcı hayvanların, en az emekle kendilerine en yüksek enerji ve besin değeri sağlayacak boy ve nitelikte av seçtikleri varsayılır. Ekolojide bu kurala optimum beslenme stratejisi denir.
3. Bir çok türde, bir avcı hayvanın ne kadar büyük olacağı, besin olarak kullandığı av hayvanının büyüklüğüne, hareketliliğine geniş ölçüde bağlıdır.

EKOSİSTEMLERDE REKABET

Ekosistemlerde rekabet, iki ya da daha çok organizmadan her birinin yaşaması için gerekli kaynağı ele geçirmeye çalışması anlamına gelir. Rekabet edilen kaynaklar, besin, besleyici tuzlar, ışık, yer (saklanma, yavrulama, dinlenme, avlanma, beslenme) olarak sayılabilir.
Ekosistemlerde rekabet kavramını 2’ye ayırarak inceleyebiliriz.
Tür İçi ve Türler Arası Rekabet : Aynı türün bireyleri arasındaki rekabete “tür içi rekabet” denir. Etobur hayvanların av için rekabet etmeleri, tür içi rekabetin küçük bir örneğidir.
Birden çok türün birbirleriyle rekabetine ise “Türler Arası Rekabet” denir. Aynı türden canlıların birçok özelliği aynıdır. Bu nedenle, birbirleriyle rekabetleri de çakışan çıkarları yüzünden olur. Bunlar arasında beslenme ve barınma ilk başta gelir. Yavruların anne sütü için rekabet etmeleri tipik bir örnektir.
Türler arası rekabet ise yetersiz beslenme ve barınma kaynaklarına ulaşmak için yapılır. Aynı kaynaktan beslenen iki farklı tür, aynı ortamda uzun süre yaşayamaz. Sözgelimi, aynı ot kaynağı için rekabet eden geyik ve gergedanlardan birisi ortamı terketmek zorunda kalır. Bu, ya türlerden birinin tükenmesi ya da başka bir yere göç etmesi biçiminde olur. Bu olaya “Rekabette Elenme İlkesi (Gause ilkesi)” denir.

 

Belli bir bölgede canlı ve cansız ögelerin oluşturduğu sisteme ekosistem denir. Örneğin; Akdeniz Bölgesi, Van Gölü birer ekosistemdir. En büyük ekosistem Dünya’ dır.
Ekosistemleri kara ve su ekosistemi olarak gruplandırabiliriz.Çöl, orman, çayır, mera, köy karasal ekosistem; dere, nehir, baraj, göl, deniz ise birer su ekosistemidir.
Bir ekosistemin varlığını sürdürebilmesi için, ekosistemdeki canlı ve cansızlar arasında sağlıklı ilişkiler olması gerekir. Ayrıca gerekli olan enerji ve besin sürekli sağlanmalıdır.
Ekosistemdeki üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar arasında doğal bir denge vardır. Bu canlı gruplarından biri yok olursa veya aralarındaki denge bozulursa ekosistemdeki diğer canlılar da bundan etkilenir.Örneğin; bir ormandaki ağaçların büyük bir bölümü kesilirse ormanda yaşayan canlılar yok olur. Ekosistemdeki ayrıştırıcılar zarar görürse bitki ve hayvan kalıntıları parçalanamaz. Madde döngüleri aksar ve ekosistemdeki canlılar olumsuz etkilenir. Bir göl veya denizdeki balıklar aşırı avlanarak yok edilirse balıklarla beslenen diğer canlıların sayısı azalır.
Ekosistemlerin kendine özgü fiziksel ve kimyasal özellikleri vardır. Bu duruma orman ve göl ekosistemlerini örnek verebiliriz.

Ekosistemlerdeki Koşulların Mevsime Göre Değişmesi

Kara ve su ekosistemlerindeki sıcaklık, ışık, nem, tuzluluk, iklim gibi koşullar değişebilir. Canlılar bu değişmelerden etkilenir.
İklim,ortamın özellerini belirleyen ana öğelerden biridir. İklim, canlıların yeryüzündeki dağılışında önemli rol oynar. Uzun bir zaman aralığı içinde belirli bir bölgede etkin olan atmosfer koşullarına,iklim adı verilir. Kutup bölgelerinden ılıman iklimlere,hatta ekvatordan sıcak ve soğuk akıntılarının bulunduğu okyanuslara kadar bir çok canlı,kendilerine uygun kilim koşullarında dağılmıştır.
Sıcaklık,yağış ve diğer iklimsel etmenler,bitki ve hayvan türlerinin gelişim ve,davranış ve dünya üzerindeki dağılışlarını belirler. İklim ve yeryüzü şekilleri karşılıklı etkileşimle yaşamın sürmesi için gereken çevrenin oluşmasını sağlar.
Yeşil alanların azalması volkanik etkinlikler vb. nedenlerle atmosferde artan toz tabakası,ısının azalması ,dünyadaki hava olaylarını dolayısı ile iklimi belirler.
Işık,yeryüzündeki enerjinin kaynağını oluşturur. Işığın dalga boyu,şiddeti ve süresi ekosistemler üzerinde önemli etkendir. Işık bitkilerin fotosentez,terleme,çiçeklenme, ve çimlenmeleri üzerinde etkilidir.
Sıcaklık, türden türe değiştiği gibi aynı türün gelişim evrelerine bağlı olarak da değişmektedir. Normal metabolik etkinliklerini 0-
500 C arasında sürdürebilen canlılar,00C’un çok altında (-2000C) veya 500C’un çok üzerinde (-1000C) de yaşayabilmektedir.
Hayvanlar dünyası,sıcakkanlı hayvanlar ve soğukkanlı hayvanlar olarak iki gruba ayrılır. Kuş ve memelilerin içinde olduğu sıcakkanlı hayvanlarda vücut ısısı durağandır. Omurgasız hayvanlardan kurbağa ve sürüngenlerin içinde olduğu soğukkanlı hayvanlarda ise vücut ısısı durağan olmayıp çevre sıcaklığına bağlı olarak değişir.
Su canlıların temel yapısını oluşturur. Organizmaların metabolik etkinliklerini sürdürebilmeleri için hücre ve dokularda belli oranda su bulunması gerekir.
Ekin durumdaki canlıların sitoplazmasındaki su oranı genelde %70 ile %90 kadardır. Bu oran kimilerinde %50 ye düşmesine karşın kimilerinde %98 kadar yükselebilir.
Toprak bitkilerin gelişmesi için gerekli olan su ve mineralleri içerdiği gibi aynı zamanda bitkilerin kökleriyle tutunabilecekleri sağlam bir temeldir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !