İKLİM VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ

İklim Değisikliği, Küresel Isınma ve Geleceğimiz

Ülkemizde son yıllarda yaşanan kuraklık, ister istemez iklim değişikliği ve küresel ısınma tartışmalarını aklımıza getiriyor. Oysa, henüz ikisi arasında bilimsel açıdan bir neden sonuç ilişkisi kuracak durumda değiliz. Konu üzerinde yeterli araştırma yapılmış ve gerekli veriler toplanmış değil. İklim değişikliğinin zaman içinde ortaya çıkacak etkilerine hazırlıklı olmak ve gerekli önlemler alabilmek için ilk etapta bir bilimsel araştırma seferberliği başlatmak gerekecektir.

Bunun neden gerekli olduğunu açıklayabilmek için çok karmaşık bir konu olan iklim değişikliği ve küresel ısınma ile ilgili bazı noktalara değinmemiz gerekiyor.
 

  1. Atmosferde doğal olarak bulunan ve dünyamızın aşırı soğumasını engelleyen sera gazlarının salınımı özellikle karbon dioksit, metan ve nitrojen oksit sanayi devriminden bu yana insan faaliyetleri sonucu artış göstermiştir. Doğal geri emme süreçleri zorlanmış ve atmosferdeki sera gazı konsantrasyonları sürekli olarak yükselmiş ; sonuç olarak da küresel ısınma dediğimiz dünyamızın yüzeyinde ortalama sıcaklığın giderek artması oluşumu yaşanmaya başlanmıştır.
  2. ABD petrol ve otomobil lobilerinin büyük çabaları sonucu, yıllarca konuya şüphe ile bakılmış, böyle bir oluşumun sadece bir varsayım olduğu iddiaları öne sürülmüştür.
  3. Çeşitli ülkelerden 2500 bilim adamının katkıda bulunduğu Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) araştırmaları sonucu, 1995 yılından bu yana iklim değişikliği ve küresel ısınmanın inkar edilemez gerçekler olduğu kabul edilmiştir.
  4. IPCC'nin 2000 yılı bitiminde açıklanan en son raporu, ısınmanın önceleri sanıldığından daha hızlı ilerlediğini ve bu yüzyıl içinde yüzeysel ısının ortalama 6. C derece artabileceğini öne sürmüştür. Bilim adamları artık araştırmalarını oluşturdukları çeşitli iklimsel senaryoların bölgesel ve yöresel etkileri üzerine odaklamışlardır. Genel kanı ılıman ve yağışlı bölgelerin daha fazla yağış alacağı ve ısı yükselmesinin tarım ürünlerinde rekolte artışı gibi yararlarının olabileceği yönündedir. Ancak, taşkınlar ve fırtınalar gibi doğal afetlerdeki artışlar da işin olumsuz yönü olabilecektir.

    Ülkemizin yer aldığı Akdeniz ve Orta Doğu bölgesinde aksine bir gelişim, yani kuraklık art ışı ve tarımsal verimde düşüş öngörülmektedir. Ancak bu kabaca çizilmiş bir çerçevedir. Etkiler yöreden yöreye, hatta bitkiden bitkiye değişiklik gösterebilecektir. Mesela, birçok bitki havada karbon dioksit yoğunluğu yükselince daha az suyla yaşayabilmekte ve gelişebilmektedir. IPCC raporunda bu duruma örnek olarak BAZI MEŞE TÜRLERİ verilmekte, kuraklık koşullarına uyum yapmakta bu ağaçların ne kadar becerikli oldukları belirtilmektedir.
  5. Biz yüzlerce sayfa tutan IPCC raporunun ancak bazı bölümlerini inceleyebildik. Bilim adamlarımızın özellikle ülkemizi ilgilendiren bölümleri dikkatle inceleyeceklerine eminim. Türkiye raporun Akdeniz ve Orta Doğu bölümlerinde incelenmiş ve biyolojik çeşitlilik zenginliğinden dolayı özel önem verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Rapor, Türkiye birçok bitki ve meyvenin yabani atalarının anavatanı olduğu için, bu genlerin korunması açısından iklim değişikliğinin buradaki etkilerinin özenle araştırılması gerektiğinin altını çizmektedir.
  6. Bölgemizde zaten su kıtlığı, kuraklık ve toprak erozyonu sorunlarının ciddi boyutlarda olması nedeni ile, küresel ısınmanın ZARARLI ETKİLERİNİ EN ÖNCE VE EN ŞİDDETLİ BİÇİMDE yaşayabileceğine dikkat çekilmektedir. Bu zararların da en kurak değil, yarı kurak yörelerin mera ve tarım arazilerinde en çok etkili olacağı tahmin edilmektedir.
  7. Biliyorsunuz, 1992 Rio Dünya Zirvesi'nden sonra bir uluslararası İklim Değişikliği Sözleşmesi imzalandı. Daha sonra bu sözleşme, 1997 Kyoto Protokol'ü ile güçlendirildi. Bu protokol ile sera gazı emisyonlarının zaman içinde kalkınmış ülkeler tarafından ortalama yüzde 5 oranında indirgenmesi koşulu getirildi. Geçtiğimiz yıl sonunda, Kyoto'nun uygulama ilke ve yöntemlerini belirlemek için Lahey'de yapılan toplantı tam bir fiyasko ile sonuçlandı, hiçbir karar alamadan dağıldı. Sera gazı salımlarının en büyük sorumlusu olan ABD, Avustralya, Kanada ve Japonya gibi bazı ülkelerle işbirliği içinde emisyon indirimlerini asgari seviyeye çekmenin savaşımını verdi.
  8. Eğer Lahey toplantısı başarılı olsa idi ve emisyon indirimi uygulamaları sağlam kazığa bağlanabilseydi, küresel ısınma sorunu çözülmüş mü olacaktı? Asla! Bilim adamlarına göre küresel ısınmanın geri döndürülmesi çok zor. Atmosferde biriken sera gazları yüzlerce yıl orada kalacaklar ve konsantrasyonların orta vadede düşürülmesi için fosil yakımı ve sanayiden kaynaklanan emisyonların yüzde 50 ila 70 oranında aşağı çekilmesi gerekiyor. Bu da bildiğimiz üretim ve tüketim sistemlerinin kökünden değiştirilmesi gibi siyasi ve ekonomik uygulama şansı, hiç değilse günümüzde, hiç bulunmayan bir senaryo ortaya koyuyor. Bunun gerçekleşmesi için kalkınmış ülkeler yaşam biçimlerinde radikal değişiklikler yaparken, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan devlerin kalkınma heveslerinden tümüyle vazgeçmeleri gerekiyor. Tam bir olmayacak duaya amin tablosu ortaya çıkıyor. Peki sözleşme neden yapıldı? Çevreci kamuoyunu oyalamak için mi ? Uzmanlara göre kısıtlı oranda emisyonindirimi bile piyasaları etkileyecek ve temiz enerji yatırımları çok daha cazip hale gelecek. Yeni teknolojiler için araştırma geliştirme fonları artırılacak, zaman için de maliyetler düşecek ve bu teknolojilerin uygulanması ekonomik olmaya başlayacak.
  9. Bu arada, orta vadede , hatta belki de uzun vadede, tek seçeneğimiz değişen iklim koşulları alt ında yaşamayı, tarım yapmayı, su kullanmayı öğrenmek. Bunun yolu da hem toprağı, hem suyu, israf etmeden, kirletmeden, bozmadan, kullanmayı öğrenmekten geçiyor.
  10. Dünyamızın zaten giderek büyüyen bir sorunu olan su kıtlığının, küresel ısınma sonucu vahim boyutlara varacağını düşünen uzmanlar var. İngiliz hükumetinin geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir raporu bugün toplam küresel nüfusun 1.7 milyarı su kıtlığı çekerken, bu rakamın 2025 yılında 5 milyarı aşacağı tahmininde bulunuyor. Bu şartlarda, aşırı su kıtlığı çekmeyen ama sandığımız gibi su zengini de olmayan ülkemizin ileriye yönelik önlemler almada gecikmesi, kıtlık, açlık ve sosyal patlamalara yol açabilir.
     Sıcaklık Nedir?

     

    Yerin ve atmosferin ısı kaynağı güneştir. Atmosfer yerden yansıyan ışınlarla ısındığı için alt katları sıcak üst katları soğuktur. Yükseldikçe sıcaklık her 200 metrede 1 derece azalır. Sıcaklık iklim elemanları içinde en fazla etkiye sahiptir.
     
    • İklim elemanlarını kontrol eder, dağılış ve etkinliklerini kontrol eden elemandır.
    • Yeryüzünün ve atmosferin ısınmasında magmanın etkisi yoktur.
       
    Sıcaklık Terselmesi (Inversion)
    Kışın soğuk ve durgun havalarda soğuk hava çökerek zemine yerleşir. Sıcak hava da onun üzerinde yükselir. Böylece yükseldikçe sıcaklık azalacağı yerde artar . Buna sıcaklık terselmesi denir. Bu olay kışın şehirlerde hava kirliliğini daha da artırır.

    SICAKLIĞIN DAĞILIŞINI ETKİ EDEN FAKTÖRLER
     
    1. Güneşe Bağlı Faktörler; Yeryüzüne güneşten gelen enerji solar konstant ile belirlenir. Atmosferin üst sınırında 1 cm kareye dakikada gelen kalori miktarına solar konstant yani güneş sabitesi denir.

      Güneş sabitesi dünyanın güneşe yaklaşıp uzaklaşmasıyla değişir. Dünya güneşe en yakın olduğu 30 Ocak günü güneş sabitesi artar, en uzak olduğu 4 Temmuz tarihinde güneş sabitesi azalır.

      Dünya güneşten gelen enerjiden tam olarak yararlanamaz. Bu enerjinin %33'ü bulutlardan ve atmosferden uzaya geri yansır. Buna albedo denir, geri kalan enerji ise yer atmosferinin ısıtılmasına ve aydınlatılmasına yarar.
    2. Dünyanın Şekli( enlem etkisi ): Güneş ışınlarının geliş açısı enleme göre değişir. Ekvator çevresine dik ve dike yakın açıyla, kutuplar çevresine eğik açıyla gelir. Bu nedenle ekvatordan kutuplara doğru sıcaklık azalır. Ekvator çevresinden gelen rüzgarlar sıcaklığı artırırken , kutup bölgesinden gelenler sıcaklığı düşürür.

      Kutuplara yakın yerden gelen okyanus akıntıları soğuk iken, Ekvatora yakın yerden gelenler sıcak su akıntısı şeklindedir. Denizlerin sıcaklığı ve tuzluluğu kutuplara doğru azalır. Tarımın yükselti sınırı, Toktağan kar sınırı (Daimi kar sınırı), Orman üst sınırı kutuplara doğru azalır. Akarsuların donma süresi kutuplara doğru uzar. Bitki örtüsü aralıksız kuşaklar oluşturur.
    3. Dünya'nın Günlük Hareketleri: Güneş ışınlarının düşme açısı günün saatine göre değişir. Sabah ve akşam saatlerinde ışınlar yatık düşer ve atmosferde daha uzun yol (tutulma fazla) geçerek gelirler. Bu yüzden bu saatlerde sıcaklık azdır. Öğle saatlerinde ışınlar dik düşer ve atmosferde daha kısa yol izleyerek gelir sıcaklık yüksektir. Ancak en yüksek sıcaklık Güneş ışınlarının en dik geldiği 12'de ölçülmez. En yüksek sıcaklık enerji birikiminin en yüksek olduğu öğleden sonra (13 - 14) ölçülür. En düşük sıcaklıkta sıcaklık kaybının en fazla olduğu an ise Güneş'in doğuş anıdır (05-06). Çünkü gün boyunca ısınan yeryüzü gece boyunca sıcaklık kaybeder.
    4. Dünya'nın Yıllık Hareketi Ve Eksen Eğikliği: Yer ekseninin sağa doğru 23 derece 27 dakika eğik olması Dünya'nın Güneş'e karşı konumunun değişmesine neden olur. Bu nedenle Güneş ışınları 21 Haziran'da K.Y.K , 21 Aralık' ta G.Y.K dik düşer. Dolayısıyla yarım kürelerde farklı mevsimler ve farklı sıcaklıklar görülür. Ayrıca sıcaklık gecikmesinden dolayı K.Y.K'da en sıcak aylar karalarda Temmuz Ağustos,denizlerde eylüldür. G.Y.K' den sıcak aylar karalarda Ocak ve Şubat'tır, Denizlerde mart ayıdır.
    5. Yükseltinin Etkisi: Atmosfer yerden yansıyan ışınlarla ısındığı için alt katları sıcak, üst katları soğuktur. Yükseldikçe sıcaklık 200m'de 1c derece azalır. Çünkü yükseldikçe nem ve yoğunluk azalmaktadır. Ayrıca yerler alçak yerlere oranla gündüz daha fazla ısınır.
    6. Atmosfer'in Nem Derecesi: Havadaki nem ısınmayı ve soğumayı azaltır. Günlük sıcaklık farkının fazla olmasının önler. Nemin fazla olduğu bölgelerde ısınma ve soğuma yavaş, az olduğu bölgelerde hızlı olarak gerçekleşir. Kışın bulutsuz günlerde hava çok soğuk olur. Bulutlu günlerde sıcaklık farkları azalır. Nemli hava, kuru havaya göre geç ısınır ve geç soğur.

      Denizellik Ve Karasallık : Bir bölgenin denize yakın ya da uzak olması (deniz etkisinden faydalanma oranı) iklimini etkiler. Denizler geç ısınıp geç soğur. Çünkü, ısı iletkenlikleri zayıftır. Böylece deniz etkisi altında bulunan (denize yakın) yerlerde de hava geç ısınıp, geç soğur. Bir başka etkisi ise denizden esen rüzgarların kışın ılıtıcı, yazın serinletici etki yapmasıdır. Ilıman şartlar etkili olur. Oysa deniz etkisinden uzak yerlerde hava çabuk ısınır, çabuk soğur. Çünkü havadaki (atmosferdeki) nam oranı (atmosfer yoğunluğu) düşüktür.

      Denizellik ve Karasallığı Belirleyen Özellikler

      Hava çabuk ısınıp, çabuk soğuyorsa karasal, geç ısınıp geç soğuyorsa denizel iklim şartları etkilidir.

      Kış erken geliyor uzun sürüyorsa karasal, geç gelip kısa sürüyorsa denizellik etkilidir.

      Yaz ve kış arasındaki sıcaklık farkı fazlaysa karasal, azsa denizellik etkilidir. (Karasal ve denizel ortamlar arasında sıcaklık farkı yazın en az, kışın en fazladır.)

      Yıllık sıcaklık farkı fazlaysa karasal, azsa denizeldir.

      Atmosferdeki nem oranı fazla ise denizel, az ise karasal'dır.

      Yıl içindeki yağışlar yaz ve ilkbaharda toplanıyorsa karasaldır.

      Yıllık ortalama yağış 500 mm kadarsa karasal, 500 mm fazla ise denizeldir.

      Bitki örtüsünce zengin ise denizel, fakirse karasaldır.

      Bitkiler geniş yapraklı ve her mevsim yeşil kalabiliyorsa denizel, iğne yapraklı ve bodur ise karasal'dır.

      Sıcaklık eksi değerlere iniyorsa karasal, eksi değerlere inmiyorsa denizeldir.
    7. Bakı Ve Eğim: Eğimin fazla olduğu yerler Güneş ışınlarını daha dik alırken eğimin az olduğu yerler Güneş ışınlarını daha eğik alır. Böylelikle eğimin fazla olduğu yerler fazla ısınırken, eğimin az olduğu yerler az ısınır. Cisimlerin Güneş'e göre olan durumlarına bakı denir.Güneş'e dönük olan yamaçlar daha çok ısınır. K.Y.K'da güney yamaçlar; G.Y.K'de kuzey yamaçlar daha fazla ısınır.

      Güneşe dönük yamaçlarda;
      1. Güneşlenme süresi daha uzun
      2. Sıcaklık daha fazla
      3. Aynı tür bitkilerin olgunlaşma süresi daha kısa
      4. Ormanın (ağacın) yetişme sınırı daha yüksek
      5. Karların erime süresi daha erkendir.
      6.Daima (toktogon) kar sınırı yüksektir
    8. Kara Ve Denizlerin Etkisi: Karalar denizlere göre daha çabuk ve daha çok ısınırlar ve soğurlar.Denizler ise geç ısınıp geç soğurlar.Bundan dolayı karalarda yazın sıcaklık çok yüksek, kışında çok düşüktür.

      Bu durumun nedenleri; kara ve denizin özgül ısı farklılığı,karaların sabit denizlerin hareketli olmaları,kara ve deniz üzerindeki nemin farklı olması ve ışınların karalarda 1 metreye,denizlerde 200 metreye kadar ulaşmasıdır.

      Kara ve denizlerin farklı ısınmasının sonuçları:

      1. Denizler geç ısınıp geç soğur,karalar erken ısınıp erken soğur. Bu yüzden karalarda sıcaklık +70, -70 arasında oynarken, denizlerde 2,+34 arasında oynar

      2. Karalarda en soğuk ay Ocak iken denizlerde Şubat ayıdır. Karalarda en sıcak ay Temmuz-Ağustos iken denizlerde eylül ayıdır.

      3. Kara ve deniz meltemleri meydana gelir.

      4. Denizler karalara göre kışın ılık, yazın serin olduğundan denizlerden gelen rüzgarlar kışın ılık yazın serindir.

      5. Kuzey yarımküre Güney yarımküreden -2 derece daha sıcaktır.

      6. Kuzey yarımküre'deki sıcak kuşak Güney yarımküreden daha geniştir.
    9. Deniz Akıntıları: Ekvator'dan kutuplara giden akıntılar sıcaklığı arttırırken,kutuplardan gelenler sıcaklığı azaltırlar. Akıntılar sayesinde kıtaların 50,70 derece enlemleri arasındaki batı kıyıları doğu kıyılarından sıcaktır. Akıntılar sıcaklık kuşaklarının genişliğini etkilediği için sıcaklık kuşaklarının genişliği enleme uymaz.

      Termik Ekvatorun yer Ekvator'undan sapmalar göstermesinin nedenlerinden biri okyanus akıntılarıdır.

      60° Kuzey enleminin Ocak ayı ortalama sıcaklığı -16°C iken, Kuzeybatı Avrupa kıyılarının Ocak ayı ortalama sıcaklığı +2, +3 °C dir. Bunun nedeni Golf-setream sıcak su akıntısıdır. Aynı enlemdeki Kanada'nın doğu kıyılarının Ocak ayı ortalaması -20°C, -25 °C dir. Bunun nedeni labrador soğuk su, akıntısıdır.
    10. Rüzgarın Etkisi: Rüzgarlar geldikleri yerin sıcaklıklarını ulaştıkları yerlere taşırlar. Enlem faktöründen dolayı K.Y.K' de güneyden esen, G.Y.K' de ise kuzeyden esen rüzgarlar hava sıcaklığını yükseltir. Denizden karaya esen rüzgarlar ise yazın serinletici, kışın ılıtıcı rol oynar.
    11. Bitki Örtüsünün Etkisi: Ormanlar yazın serin,kışın ılık olur. Çünkü orman toprağın nemini korur. Böylece ormanlık alanlarda günlük sıcaklık farkı az, çıplak alanlarda ise çok olur.

      Yeryüzünde sıcaklığın dağılışı:Yeryüzünde sıcaklık her yerde aynı değildir. Bunda daha çok enlem,kara ve denizlerin dağılışı ve yükseltinin etkisi vardır. Yeryüzünde Güneş ışınlarının düşme açısına bağlı olarak matematik iklim kuşakları oluşmuştur. Sıcaklık kuşakları ise kara deniz dağılışı, okyanus akıntıları, yükselti, nemlilik gibi diğer etmenlerin etkisiyle oluşmuştur. K.Y.K'de ılıman ve sıcak kuşağın daha geniş yer kaplaması karaların fazla yer kaplamasındandır.

      A) Sıcak Kuşak : Sıcaklık ortalaması 20 derecenin üstündedir. Sıcaklık farkı azdır. (eko car 1-2 derece) sıcaklık geçilmesi görülmez.

      B) Ilıman Kuşak : Yıllık sıcaklık ortalaması 20-10 derece arasındadır. Karaların batı kesimlerinde yıllık sıcaklık farkı az, iç kesimlerinde ise fazladır.

      C) Soğuk Kuşak : En yüksek sıcaklık ortalaması 10 derecenin altındadır.
      İklim

    İklim: Geniş bir sahada, uzun yıllar devam eden, atmosfer olaylarının ortalamasına denir. İklimi inceleyen bilime klimatoloji denir.

    Hava Durumu: Dar bir sahada, kısa süre içinde görülen meteorolojik olaylara denir. Hava durumunu inceleyen bilime meteoroloji denir.

    Not: Ekvator ve kutup kuşağı hariç hiçbir bölgede, hava durumuna bakılarak iklim hakkında fikir yürütülemez.

    Sinoptik Harita: Her gün hava durumunu belirtmek için çizilen haritalardır.

    Hava Kütlesi: Atmosferin sıcaklık ve nem bakımından aynı özelliği gösteren geniş parçalarına denir. Örnek ;Ekvator çevresinden gelen hava kütleleri sıcak-nemli iken, Kutup çevresinden gelen hava kütleleri soğuk kurudur.

    Cephe: Farklı karakterdeki hava kütlelerinin karşılaşım alanıdır. Cephe oluşumu en fazla ılıman kuşakta görülür.

    İklim Elemanları: Bir yerin iklimini oluşturan sıcaklık, basınç, rüzgar, nem ve yağış gibi atmosfer olaylarının aletlerle ölçülmesi yada aletsiz olarak gözlenmesi sonucunda tutulan kayıtlara denir. Dünyada aynı anda yapılan gözlemler Sinoptik gözlemlerdir. Türkiye saati ile 7-14-21 saatlerinde yapılır. Bu saatte ölçülen değerlerden ortalama değerler elde edilir. En düşük değerler minimum,en yüksek değerler maksimum değerlerdir. Bunlara uç değerler yada ekstrem değerler denir.

    Rasat(Gözlem) için kullanılan aletler;
    Termometre: Sıcaklık ,
    Higrometre: Nem
    Barometre: Basınç ,
    Anemometre: Rüzgar
    Evaporimetre: Buharlaşma
     

    İklim Değişikliğine Karşı Yapılması Gerekenler


     

    Birinci Türkiye İklim Değişikliği Kongresi'nin sonuç bildirgesinde, '' Ülkemizde sera gazı üretimi kısıtlanmalıdır. Sanayi tesislerinde filtre ve arıtma tesislerinin kullanımı zorunlu hale getirilmelidir '' denildi.

    Su Vakfı ile İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından 11-13 Nisan'da düzenlenen Birinci Türkiye İklim Değişikliği Kongresi'nin sonuç bildirgesinde, hayatın ve insanlığın devamı için alınması gereken tedbirler sıralandı:
     
    • Atmosferi tahrip eden sera gazı salınımı azaltılmalı.
    • Ormanlar ve yeşil alanlar korunmalı, geliştirilmeli, yatak alanları genişletilmeli.
    • Tatlı su kaynakları korunmalı ve bunlardan azami ölçüde yararlanılmalı.
    • Denizler ve göller kirletilmemeli, deniz ürünleri korunmalı.
    • Toprak ve sulak alanlar korunmalı.

    Türkiye'nin doğal kaynakları ile tarım üretimi, orman, gıda ve su kaynaklarının ciddi tehdit altında olduğu ve bazı yörelerin kuraklık, susuzluk ve çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekilen sonuç bildirgesinde, alınması gereken önlemler de sıralandı:
     

    • Ülkemizde sera gazı üretimi kısıtlanmalıdır.
    • Otomotiv sanayinde alınacak tedbirlerle zararlı gaz üretimi azaltılmalı, sanayi tesislerinde filtre ve arıtma tesislerinin kullanımı zorunlu hale getirilmelidir. Bu konuda yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarına öncelik verilmeli.
    • Kömür, odun ve petrol gibi fosil yakıtlarla ısınma geleneğinden uzaklaşılmalı.
    • Ormanlar ve meralar mutlak korunmaya alınmalı.
    • Suların kirlenmesi önlenmeli, sanayi kirliliğini önlemek için sanayi tesislerine atık su arıtma zorunluluğu getirilmeli.
    • Kuruyan göller ve sulak alanlar yeniden kazanılmalı.
    • Erozyon önleme çalışmaları etkin seviyeye çıkarılmalı.
    • İç Anadolu Bölgesinde yer altı suyu kullanımı yasaklanmalı, bu bölgede mevcut su imkanlarına uygun tarım yapılmalı.
    • GAP, 2023 yılına kadar mutlaka tamamlanmalı, Fırat ve Dicle sularından en ileri teknik kullanılarak azami ölçüde yararlanılmalı.

    2023'e kadar yapılması gerekenler
    Sonuç bildirgesinde, Türkiye'de tedbirlerin alınabilmesi için 2023 yılına kadar yapılması gerekenler de aktarıldı:
     

    • Başta Anayasa olmak üzere mevcut kanunlar, gerekli disiplin ve yaptırım gücüne kavuşturulmalı.
    • Hava ile ilgili her türlü meteorolojik bilgiler tek elde toplanmalı, havayı kirletecek sera gazları salınımları ciddi denetimle kontrol altına alınmalı.
    • Su yönetimi tek elde toplanmalı. Su varlığı yeniden hesaplanmalı, geleceğin senaryoları hazırlanmalı ve gelişme projeleri bu gerçeklere göre yönlendirilmeli. Toprak, orman, yeşil alan, sulak alan bilgileri yeniden değerlendirilmeli. Bu maksatla yapılacak bilimsel çalışmaları yürütecek 'Su Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü' kurulmalı.
    • Her türlü koruma ve geliştirme projesi bilimsel gerçeklere göre yürütülmeli.
    • Enerji üretimleri gözden geçirilmeli ve mutlaka yenilenebilir enerji kaynakları geliştirilmeli.
    • Fosil yakıtlardan giderek uzaklaşılmalı, hidroelektrik üretim kapasitesi tam olarak kullanılmalı.
    • Özellikle hidrojen enerjisi mutlaka uygulamaya konulmalı.
    • Güneş ve rüzgar enerji kaynakları süratle geliştirilmeli.

    Sonuç bildirgesinde, uluslararası anlaşmaların gereğinin yerine getirilmesinin zorunluluğu vurgulanarak, insanın ve diğer canlıların yaşatılmasının, her türlü politik ve maddi menfaatin üzerinde tutulması gerektiği de belirtildi. Dünya Su Forumu'nun 2009'da İstanbul'da yapılacağı hatırlatılan sonuç bildirgesinde, " Bu toplantıda Türkiye'nin önüne örtülü bir şekilde sınır aşan sular konusu getirilebilecektir. Bunun için şimdiden hazırlıklı ve duyarlı olmak gereklidir. " denildi.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !